Doğa, Çevre ve İnsan...

Osman Nuri ÖZKAN
Arhavililer Vakfı Genel Sekreteri
Ankara Üniv. Biyoteknoloji Enstitüsünde Enstitü Sekreteri

ArhaviSitesi Köşe Yazarı

 

“Doğaya zarar verdiğimiz sürece biz insanlar daha büyük zararlara maruz kalırız”

Bilindiği gibi doğa kendi kendini sürekli olarak yenileyebilen canlı ve cansızlardan oluşan varlıkların tümüdür. Çevre bilimi (ekoloji) ise canlıların bulundukları ortam ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Soru(!) biz insanlar doğanın veya çevrenin neresinde ve nasıl duruyoruz?

 

Doğa ve çevre tahribatının yarattığı etkiler bütün dünyada olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de görülmektedir. Özellikle güzel yöremiz olan Arhavi ve çevre bölgelerini de içine alan Doğu Karadeniz bölgemizde bu etkiler gün geçtikçe daha açık bir biçimde gözlenmektedir. Giderek ağır zararlara yol açmakta ve büyük tepkiler aldığı halde yeterince bir önlemde alınmamaktadır.

Biz insanlar doğanın ekolojik dengesini bozarak ve çevreyi kirleterek, kendi yaşamımızı zorlaştırmakla kalmayıp pek çok canlı türünün ve onların temel yaşam maddelerinin de yok olmasına neden olmaktayız.

Bu nedenle her birey, yaşanan olumsuz çevre sorunlarına karşı üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ya da hiç değilse kalanın korunması için çaba göstermelidir. Kayıtsız kalarak gerekli önlemler alınmadığı takdirde insanlığın geleceğinin de karanlık olacağı unutulmamalı ve bilinmelidir.

 


Son yıllarda ülkemizde ve özellikle Doğu Karadeniz’de artan çevre tahribatının başlıca nedenleri şunlardır:

  • Çarpık şehirleşme ve sanayileşme,

 

  • Sanayi ve evsel atıkların tatlı sulara ve denize atılması,

 

  • Katı atıkların doğaya veya çevreye zarar vermemesi için tedbirler almak ve geri dönüşümleri için gerekli çöp işleme tesislerinin kurulamaması,

 

  • Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara(GDO) karşı ve doğal organizmaların ve gıdaların korunması için gerekli önlemlerin alınmaması,

 

  • HES(Hidroelektrik Santralı) projelerinin uygun yerlere yapılmaması, gerektiğinden fazla yapılması ve bunları yaparken çevreye verilen zararlar,

 

  • ÇED(Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporların işlevselliğinin düzgün ve standart yapılmaması,

 

  • Maden arama-çıkarma işlemlerinin uygun olmayan yerlerde ve yanlış yöntemlerle yapılması,

 

  • Çernobil olayından sonra meydana gelen radyoaktif kirlenme sonucu gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı başta biz insanlarda ve doğada geri dönülmeyecek zararlar açılmış ve bu yaralar hala her nedense sarılamaması,

 

  • Yanlış yerleşim alanlarının açılması, tarım ve yapı amaçlı orman yangınlarının çıkarılması, bilinçsiz ağaç kesimi sonucunda doğal yapının bozularak erozyonun ortaya çıkması ve giderek hızla ülkemizin çölleşmesi,

 

  • Doğu Karadeniz otoyolunun sahile yapılmasının sonucu çevreye büyük zararlar vermesi,

 

  • Yeni yolların açılmasında uygunsuz yol çalışmaları ve yapılan yanlış dinamitleme çalışmaları ile bilinçsiz bir şekilde doğa tahrip edilmekte ve bunun sonucunda yer altı sularının doğal yataklarının bozulmasıyla heyelanlar meydana gelmektedir,

 

  • Dere ve ırmak yataklarından sele karşı yararı olur düşüncesiyle kum ve taşların alınması sular yükseldiğinde tam tersi suyun daha da hızlanmasına ve büyük zararlara sebep olmaktadır,

 

  • Yoğun ve yanlış şekilde yapılan gübrelemelerde yapay gübrede kullanılan azotun tatlı su ve denizlere sürüklenmesi sebebiyle sularda oksijensiz ölü bölgeler oluşmakta balıklar ve diğer canlı türleri yok olmakta, yosunlar tehlikeli bir şekilde gelişmekte sulardaki doğal dengenin bozulmasıyla ekosistem işlemez hale gelmektedir,
  • Ekolojik değerlere sahip çıkılamaması ve bu konuya dönük bir eko turizmin yaratılamaması,

 

  • Endemik bitkiler açısından ülkemiz başta Doğu Karadeniz bölgemiz olmak üzere dünyanın en önemli yerlerinden biri olduğu halde bu konuda gerek bu bitki türlerinin korunması gerekse de ülkemiz dışına çıkarılmaması hususunda gerekli önlemlerin alınamaması,

 

  • Kesilmiş çay bitkilerinin yakılarak imhası sırasında topraktaki mikroorganizmalar tahrip edilmekte daha da önemlisi yakılması sırasında dikkat edilmemesi sonucu orman yangınlarına neden olunmaktadır. Ve bu konuda hiçbir hukuksal önlemler alınmamaktadır.

Sonuç olarak “Doğa insana değil, insan doğaya muhtaçtır” bilinciyle çok geç olmadan Çevre Bakanlığımızın öncülüğünde tutarlı bir çevre politikası oluşturulmalı, kamu ve özel kuruluşlarla birlikte toplumun bireyleri olarak sivil toplum kuruluşlarında da görev alarak bu çevre politikasının başarıya ulaşması için gereken desteği vermeliyiz.

Kısaca bir ülkede kurum oluşturarak ve yasal düzenlemeler yapmakla sadece sorunlar düzeltilemez ve çözülmez. Önemli olan bu oluşturulan kurumlara ehil insanlar atamak ve bu insanlarla o kurumu işler hale getirmektir. Bu kurumun işlevliğine hem hükümet hem de vatandaş olarak bizler katkıda bulunup, takipçisi olmalıyız. Aksi halde bu kurumlar sadece sembolik olarak adında kalırlar.

Doğal çevre ve güzel insanlara…

 

İyya kayiten biciyat…

(Her zaman iyiliklerle görüşelim)

Osman Nuri ÖZKAN

\n Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


Bu Haberi Paylaş

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy

Yeni Haber: