Bülbül Susmasın Diye..

Hamdi YILDIRIM - 16.06.2010 Tarihli Köşe Yazısı -

Antrenörlük zor bir meslek; Bu arenada görev yaparken herkese karşı dürüst olmaya çalışmalı, yalan söylememeli. Her sporcusuyla yeri geldi arkadaş olmalı, sırdaş olmalı, yeri geldi ağabey olmalı onlara doğru yolu göstermeli. Yeri geldiğinde baba olmalı ve bu sporla geleceklerini kurtarmaları için fırsatları kollamalı. Yeri geldiğinde anne olmalı gerektiğinde üşümesinler diye yorganını örtmeli, paltosunu paylaşmalı onları şefkatten ve sevgiden mahrum etmemeli. Yeri geldi onlarla gülmeli ve onlarla ağlamalı. Yeri geldi giymemeli, giydirmeli; yeri geldi yememeli, yedirmeli. İnsanlar paranın peşinden koşarken antrenör onların geleceğinin peşinden koşmalı. Bir tohumun ekilip fidan ve ağaç olmasını beklemek daha sonrada meyvesini toplamak gibi zor uğraşıdır bu hayat. Bu fidanı her türlü diş ve iç etkenlere karşı korumak onların kalkanı olmak zorundadır.

Sorumluk duygularına sahip bir antrenör bütün bunların hepsini yapar ya da yapmaya çalışır, yılları bu sporla yoğrulur, inanılmaz acılar ve sevinçler yaşar. Yıllar sonra bakar ki artık neredeyse yolun sonuna yaklaşmış, avuçlarını açar ve yılların birikimi nedir diye bakar ama yarım kalmış hedefler ya da ulaşabildiği hedeflerden başka hiçbir şey göremez, fark edebildiği sadece dinç ve sağlıklı bedeni, yorgun beyni ve sporun ona kazandırdığı güzel huylar ve kazanımlar.

Gün boyu yüzlerce kez vurulan kolları ve omuzları, gece gündüz onların başarısı için yorduğu beyni artık yeter kimin için, hangi vefasız için diye isyan eder. Ağrıdan uyuyamadığı gecelerinin sayısının artık kat, kat fazlalaşmaya başladığını hisseder. Yatağında sağa döner, sola döner gözlerini uyku tutmaz. Bir yedeği de satılmaz ki alıp yerine takıversin. Şapkasını önüne koyup düşünür ve bu mücadele neden, kimin için acaba değer mi? der kendine. Gözlemler ki sadece vefasızlık ve çıkar duyguları artık toplumu öyle bir hale getirmiş ki, sporun insanlara verdiği en büyük vasıf olan minnet duyguları işlev görmez hale gelmiş. Karşılıklı sevgi, saygı ve gönül borcundan oluşan bu çark paslanmış ve dönmüyor, ne kadar yağlamaya çalışılsa faydasız ve bir anda yıllarca yapılan fedakarlıklar bir çırpıda bir kenara atılabiliyor ya da görmemezlikten gelinebiliyor.

Antrenörler için hedefler hiçbir zaman bitmez. Onlar için bir kapı kapanırken bir diğer kapı açılır. Bu kapıların açılıp kapanma süreleri antrenörün hedefleri ile ilgili kurumun hedefleri ve buradaki insanların sporu değerlendirme ile spora bakış açılarının, sporu hangi gözle gördükleri ile doğru orantılıdır. Ayrıca yetiştirdiği sporcusuyla; eşdeğer hedeflere aynı pencereden bakıyorlarsa bu süre uzar, aksi takdirde kısalır ve sık, sık hedeflere ulaşma çabası kesintiye uğrar. Eğer doğru adreslere gidilmiş ise büyük başarılar, gidilmemişse küçük başarılar elde edilir. Yanlış adresler büyük hedefler için gereken çok değerli zamanı kaybettirir. Tabiî ki buda bir şanstır, kısmettir. Bu uğurda yapılan mücadele, cephede düşmanla çarpışmaktan daha zordur. Savaşta biliyor ki düşman orada karşısında ama spor arenasında öyle değil, o kadar çok rakiple ve zor şartlarla mücadele ediyor ki darbenin nereden ve hangi silahla geleceği belli değil. Bir bakıyor entrika, bir bakıyor başka bir silah kullanılmış. Rakiplerle yaptığı kuralsız mücadelenin yanında onun başarılı olması için kalkan ettiği gardı yine büyük hedefleri beraberce saptadıkları sporcusundan ya da başarısı için mücadele ettiği kişilerden yediği bir aparkatla bir anda aşağı düşebiliyor ve kendini yerde bulabiliyor. Hakem10’a kadar sayarken yapımı yıllar süren ve senaryosu onun için yaptığı karşılıksız fedakarlık ve özveri olan film bir anda yediği yumruğun gösterdiği onlarca yıldızların arasında tekrar, tekrar gözlerinin önünden bir şerit gibi geçiyor ama yapacağı bir şey yok, zorluyor ayağa kalkabilmek ve mücadeleye devam edebilmek için ama yorgun dizleri artık onu taşımıyor, gücü tükenmiş, takatsiz ve bitap durumda.

Onu zorda olsa ayakta tutan vefalı, karakterli sporcularının, spor adamlarının ve arkadaşlarının gösterdiği minnet duyguları, sevgileri ve karakterli duruşları olsa gerek. Sporcu ve spor adamı vefalı; minnet duyguları sağlam olmalıdır.

Genç adam, iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük dükkanı varmış. Soğuk bir kış gecesi, elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Ne işi, ne de parası kalmış. Yük taşımış, balıkçılık yapmış yinede evinin kirasını ödeyemeyince,

Ev sahibi onu küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokağa atmış. Mevsim kış, havada ayaz. Adamcağız soğuktan donmuş, açlıktan bitkin bir bankta otururken, lüks bir arabadan kalantor Bir adamın indiğini görmüş. Gözlerini, zengin olduğu her halinden belli olan paltosundan ayıramıyormuş. Bu durum iş adamının dikkatini çekmiş; soğuktan titreyen genç terzinin yanına yaklaşmış. “üşüyorsun, istersen sana bu paltoyu vereyim” demiş. Terzi ise, meslek dürtüsüyle o paltoya sahip olmaktan ziyade, iyi dikilmediğini düşünüyormuş.

- Bu palto size hiç yakışmıyor demiş.

Yaşlı adam şaşırmış. Çünkü onca para ödediği halde, bu paltoyu o da kendine yakıştıramıyormuş. Sohbet böylece başlamış ve sonunda, zengin iş adamı,” Ben sana bir miktar para vereyim. Bu parayı sermaye yapar, yeniden işini kurarsın” diye yol göstermiş. Böylece terzi, küçük bir dükkan tutarak işe başlamış; sonra büyütmüş. Küçük dükkan kocaman bir moda evine dönüşmüş; o da ünlü bir iş adamı haline gelmiş.

Bir gün parkta karşılaştığı zengin adam ziyarete gelmiş ve tam dükkandayken rahatsızlanmış. Ambülans çağrılmış ve hastaneye kaldırılmış. Artık, ünlü bir terzi haline gelen genç adam, iş bağlantılarını kaçırmamak için, yurt dışı seyahatini ertelememiş. Dönüşte de yoğun işleri dolayısıyla, yaşlı adamın ziyaretine de gitmemiş. Aradan biraz daha zaman geçmiş. Terzinin işleri bozulmuş; gene elinde kala, kala küçük bir dükkan kalmış.

Ben bir yerde hata yaptım” diye düşünmeye başlamış.”Nerede?” Zengin adamın evine koşup gitmiş ve ondan şu öyküyü dinlemiş;

“Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormanda küçük bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış. Oduncu ortada kalmış. Eşeğine Binip yola koyulmuş. Ağaçlar arasında yol alırken, birisinin kendisine seslendiğini duymuş.

Bülbül ona “ senin haline üzüldüm, öyle bir büyü yapacağım ki, eşeğin çok güzel şarkı

söylemeye başlayacak. Sen de onunla yaptığın gösteriler sayesinde zengin olacaksın “ demiş. Bülbülün dediği olmuş. Eşek güzel şarkılar söylüyor, oduncu da, şarkı söyleyen eşeği sayesinde büyük paralar kazanıyormuş. Günün birinde gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış yemek üzereymiş. Gösteriyi kaçırmamak için yoluna devam etmiş. Ama program başladığında, eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar yerine sadece anırıyormuş. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan seyircilerin elinden kendini zor kurtarmış. İşte o zaman büyünün bozulduğunu anlamış.

 

Hayat, herkese, günün birinde bir “ bülbül “ verir. O sizin şansınızdır. Ama bülbülün hiç susmaması da sizin elinizdedir, yaşatmak gayret ister. Yaşam, hayatının fırsatını elinden kaçıran insanlarla doludur.

Saygı ve sevgilerimle

Hamdi YILDIRIM

 

 

0 # Ali İmdat Özçakmak 2010-03-18 17:09
Hamdiciğim, senin çok iyi bir sporcu olduğunu yaşayarak gördüm. Çok, çok iyi bir antrenör olduğuna da yetiştirdikleri nin başarılarını izleyerek tanık oldum. 2007 yılından beri Arhavi Sitesinde çok güzel makaleler yazarak edebiyat alanında da çok iyi bir muharrir olduğunu okutarak ispatladın.

Bunların yanında topluma verdiğin mesajlarla, müthiş bir sosyolog ve toplum bilimci kimliğinle herkes gibi beni de şaşırtın. Sen birikimleriyle gördüğüm ve tanıdığım tüm zamanların en iyisisin.

Geriye dönük olarak elde ettiğin bu kazanımlarını, sahip olduğun bu meziyetlerini gelecekte ve zaman içerisinde kısmen veya tamamen kaybedebilirsin . Yaşlılığında yeni doğmuş bir çocuk kadar eğitimsiz, korunaksız, savunmasız ve sıradan biri olabilirsin.

Tüm bu yeteneklerini kaybetsen de var oluşunla kaderinde şekillenen, alın yazgında İYİLİK duygularının yaşadığın sürece baki kalacağına eminim. Seni, sen yapan sahip olduğun en büyük değer pırlanta misali kalbindir.

Sen ki; rakibin kroki durumundayken etrafında dans ederek nakavt olmaması için ona nefes aldıracak kadar insancıl, alçak gönüllü, hümanist sin. Galip geldiğinde utanan, övüldüğünde mahcup olan, sporculuk hayatında nakavt yapmayı sevmeyen bir sporcu olara fair play'e örnek modelsin.

Yaşarken varlığını, kişiliğini veya sporculuğunu; sahip oldukları sosyal, siyasal ve ekonomik güçlerini göstermek, geçmişten intikam alma uğruna hissettirmek isteyenler olabilir.

Ama şunu hiç unutma "Altın çamura düşse de yine altındır",

Bekle…

Tarih, seni gelecekte ödüllendirecekt ir. Hep öyle sevecen, hep affedici, hep bitti derken yeniden başlayıcı ol... Sonsuz sevgiler.

'70'li yıllar jenerasyonu adına, Ali İmdat ÖZÇAKMAK - ARHAVİ
Cevap | Alıntı | Alıntı
+1 # yasin 2010-03-25 18:21
İnsanların yargısız infaz yapması ya çok vijdansız insanların karşısına çıkmaktan yada karşısına çıktığınız insanların menfaatleri, çıkacarları, ve bencilikleri dendir.Ama bir ihtimal daha var arhavinin doğuşundan itibaren yapılan hiç bir sporun boks kadar başarıya ulaşamamasıdır istenmemesi ve kıskanılmasıdır ..Evet boksu bu kadar seven arhavililerden ne istediniz ne yaptılarsize yüzünüzü ne zaman kara çıkardı yıllardan beri ve Bu sporun Arhaviden kayboluşuna neden olanlara bir sözüm var bu kendi yaptıkları içinde geçerli..."Başarı, Küçük Hataların ve Başarısızlıklar ın Biraz İlerisinde Duran Şeydir." Evet ilerde benim çocuklarıma anlatacaklarım sadece antrenörlerim, ailem,hatalarım ve başarılarımdır.
Cevap | Alıntı | Alıntı
+1 # Cabir Özkazanç 2010-03-27 13:48
ÖLÜMSÜZ AŞK

Doğrular aranırken, uygulanırken ve öğretilirken, karşılığında hatalar hatta bilerek de yanlışlıklar olabilir, olmuşturda. Bir antrönörün ve hele adını altın harflerle yazdırmış senin gibi, unutulmaz büyük bir şampiyonun gözünde, bunlar fazla önemli değildir. Her konuda hep yaşanılan bazı talihsizlikleri , hiçbir zaman unutulmayacak bir örnek sporcu ve başarılı antrenörün hoşgörü ile kabullenmesi de büyüklüktür, erdemdir.
Deneyimleriyle harmanladığı, en iyiyi, en güzeli, en doğruyu öneren, öğreten, anlatan, en üst düzeyde performans için çırpınan ve “Boks Sporunu, bir koza misali işleyen kadife eldivenli kelebek.” Yakın tarihin henüz örneğini görmediği romantik ve duygusal sporcu, seni benim kadar ve Arhavi’liler kadar kim tanıyabilir, kim anlayabilirki.? Türkiye’den öte, bütün dünya ringlerine meydan okumanın bunların içinden devrilmeden çıkmanın: Bu sevdadaki kayıplarımızın, fakat paha biçilemeyecek kadar büyük manevi kazanımlarımızı n en büyük kaldıracı, Arhavi Sevdasının hiç bitmeyecek çağlayanlarıydı .. BU SEVDA BİTMEZ…

Temel ilkelere odaklanma, anlam, onur, başarıya yönelik hırs ve yırtıcılık, dürüstlük, saygı, sevgi, cesaret, öğrenme ve öğretme hevesi ve paylaşma gibi, bir sporcu da olması gereken meziyetleri, ondan öte göz yaşlarınla dantel gibi işledin, bütün bunlar butikten patik almak gibi kolay işler değil..Değerli dostlar,, Hamdi hoca, aktif sporculuk yıllarında yeri-göğü ARHAVİ sesleriyle donattıktan sonra, insana yatırımı yeğlemiştir. Erdemli ve başarılı öğreticiler bilgilerini ve ellerindeki sınırlı olanakları bile, en karlı yatırım olarak gördükleri insana yönelik geliştirirler ve bunu ideal adinirler..

Bu güne kadar insana yapılan yatırımdan daha karlı bir yatırım bulunamamıştır. Diğer yatırımlarda önemli olmakla beraber bir gün eskir ve biter, onların sınırlı ömrüne ömür katacak, yenileyecek güç, yine insan faktörüdür. Hamdi hoca, bazı kazanımlar yerine insana yatırımı ilke edinmesine rağmen, o büyük sporcuyu pek anlayamadık ve değerini hak ettiği kadar veremedik gibi. Ancak ARHAVİ UFUKLARI onun için hiçbir zaman final değildir…Sevgil i Ali Özçakmak’a kesinlikle katılıyorum.. Hamdi’nin yazılarının içeriği, akıcılığı yadsınamaz güzellikte, bu güzelliği, biraz da seni çok iyi tanıyan, eski yöneticin ve ağabin olarak izninle, espritel yaklaşırsam, o inanılmaz tekniğinle, müthiş stilinle fazla yumruk almamana bağlıyorum.. Boks sporu ve tüm sporlar, Hamdi hocanın yaşamının olmazsa olmazıdır…

Sevgili Hamdi; Ölümsüz Aşklar Varda-Ölmeyen Aşık Varmı...Ektiğin sevgi ve başarı tohumlarının yakın dönemde mutlaka alınacak hasadı “Altın Eldivenlerine” çok yakışacaktır...

Bitimsiz sevgi ve saygılarımla,,
Cabir Özkazanç 27 Mart 2010 İstanbul
Cevap | Alıntı | Alıntı
0 # HÜSEYİN GEZER 2010-05-14 15:57
BÜLBÜL SUSMASIN DİYE//HAMDİ YILDIRIM; yazınızı okudum,güzel,ku tlarım!..

KIBRIS SOKAK-ARHAVİ// HÜSEYİN GEZER

Türkiye'm geçiyor bu sokaktan
Buralardan
Bu güzelliklerden
Sende geçeceksin herkes gibi
Senide saracak kollarıyla
Tüm mutluluklarıyla
Beraberliğimizi selamlayarak
Kıbrıs Sokak

Birlikte el sallayacağız
Yeni bir yaşama
Birlikte yaşayacağız
Beraber haykıracağız
Bütün seviçlerimizi
Bütün sevgilerimizi
Bütün hüzünlerimizi
Bütün üzüntülerimizi
Bütün göz yaşlarımızı
Kıbrıs Sokak'ta

Birlikte unutacağız
Birlikte terkedeceğiz
Birlikte ayrılacağız
Birlikte sırtımızı döneceğiz
Olumsuz hatıralara
Geriye bakmadan
Elveda demeden
Sonsuza dek
Birlikte gideceğiz
Güzelliklere
Kıbrıs Sokak'ta
...............................
................................
Ayaklarınız çamura bulanmış
Güvercinlerim
Kıbrıs Sokak'ta
Sokağımız çamurlu
Arhavi'mde

Özür dilerim
Güvercinlerim
Sokağımız adına
Yüreğimiz güzeldir bizim

HÜSEYİN GEZER (29 NİSAN 2010)
Cevap | Alıntı | Alıntı

Bu Haberi Paylaş

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy

Yeni Haber:
Eski Haberler: